Bir Avuç Dağlı, Birbirine Sahip Çıkmalı

Erol Taymaz

2025-11-25

18-19 Ekim’de Kaffed 5. Gençlik Çalıştayı İstanbul’da toplandı. Çalıştaya katılan gençlerin gözlem, öneri ve dileklerini içeren yazıları peş peşe yayımlandı. Yanlış saymadıysam bugüne kadar 15 yazı çıktı. Hepsi okunması ve üzerinde düşünülmesi gerekli yazılar.

Bu yazılardan biri, Sine Akbay’ın “Bir Avuç Dağlı, Birbirine Sahip Çıkmalı” yazısı epey bir gündem oldu, Facebook sayfasındaki paylaşıma (25 Kasım itibariyle) 60 yorum, 212 “beğeni” geldi. (Yazı için burayı tıklayınız.)

Gelen yorumların önemli bir kısmında “dağlı” kavramı eleştiriliyor, hatta yazar bu kavramı kullandığı için suçlanıyor. Bu eleştirilerin-suçlamaların hepsi “dağlı” kavramına ilişkin, maalesef yazının içeriğine ilişkin herhangi bir şey yok.

Eleştirilerin ortak noktası “dağlı” kavramının “kaba saba”, “vahşi” anlamına gelmesi ve Çarlık Rusyası tarafından Kafkas halklarını/Çerkesleri aşağılamak için kullanılması. Doğrudur, “dağlı” kavramı çoğu kez sömürgeciler tarafından tüm bir halkı aşağılamak, düşmanlarının “medeni” olmadığını vurgulamak için kullanılmıştır, fakat “dağlı” kavramını olumsuzlama olarak kullanmak, bütün bir halkı küçük görmek isteyen egemenlerin ve sömürgecilerin dilini kabul etmektir. Halbuki yapılması gereken bu dile karşı çıkmak ve tersine çevirmek. “Siyah güzeldir” sloganı buna örnektir.

Ayrıca “dağlı” kavramı her zaman küçümseme anlamında kullanılmıyor. Aksine dağ kavramı aynı zamanda ve en yaygın olarak halk edebiyatında hayranlık uyandıran, tapınak olarak kullanılan, yüce ve kutsal bir mekanı da tasvir etmektedir. Dağ umuttur, direniştir, zalimin zulmünden kaçanların koruyucusudur. Dağlı ise dürüsttür, yiğittir, mazlumun dostudur, özgürdür ve özgürlük aşığıdır. Hatta Rus edebiyatında bile, örneğin Puşkin, Lermentov ve Tolstoy’da bu ikili kullanıma rastlarız. Bu nedenle Kafkasyalı aydınlar da “dağlı” kavramını (özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında) kendilerini tanımlamak için yaygın olarak kullanmıştır.

Doğal olarak “dağlı” kavramı iki amaçla da kullanılabilir, bir söz veya yazı içinde hangi anlamda kullanıldığına bakmak gerekir. Sine Akbay’ın yazısında “dağlı” kavramına olumsuz bir anlam yüklenmediği, yazıyı okuyan herkesin açıkça görebileceği bir gerçek. Aksine yazarın amacı “sürgünün ve soykırımın acısı yüreklerimizi hâlâ yakarken” bir araya gelmenin gerekliliğini vurgulamak. Ve bu gerekliliği evrensel bir ilke ile gerekçelendiriyor: “Hiçbir halk yeryüzünden silinmemeli, hiçbir dil bir daha duyulmamak üzere yok olmamalı, dağlarımızın ezgileri, pşınelerimiz susmamalı.”

Bu evrensel ilke, zamandan ve mekandan bağımsız olarak geçerli, tıpkı dağların özgürlüğü gibi. Örneğin Gevheri 300 yıl önce sanki Oşhamafe’yi anlatıyor:

Başına bir hal gelirse
Dağlara gel dağlara gel
Seni saklar vermez ele
Dağlara gel dağlara gel

Nazi işgalcilerine karşı direnen İtalyan partizanlarının şarkısının tüm dünyada sevilmesinin nedeni de bu evrensellik değil mi?

Sen ey partizan beni de götür
Beni de götür dağlarınıza
Dayanamam tutsaklığa
Çav bella, çav bella, çav bella

Yazı yazmak zor zanaat. Üretmek daha da zor. Her şeye karşın üretmek için bir araya gelen ve düşüncelerini özgürce yazanlara selam olsun.


Resim: Konstantin Alexeevich Korovin, Oturan Dağlılar, 1889